Türkiye Klinikleri Adli Tıp Dergisi Adli Davranış Bilimleri Özel Sayısı

photograph-6

Enstitü Müdürümüz Prof.Dr. Faruk Aşıcıoğlu ve Müdür Yardımcımız Doç.Dr. Neylan Ziyalar’ın sayı editörlüğünü yaptıkları Türkiye Klinikleri Adli Tıp Dergisi Adli Davranış Bilimleri Özel Sayısı yayınlanmıştır.

Bu kıymetli sayıya giriş yazısını; geçen yıl aramızdan ayrılan Adli Psikiyatri’nin duayen hocalarından Prof.Dr. Adnan Ziyalar’ın hekimlik hayatının 25 yılını geçirdiği Adli Tıp Gözlem İhtisas Dairesinde, eski adıyla “Müşahadehane”de karşılaştığı olgulardan ve anılarından esinlenerek kaleme aldığı anı kitabından seçtik. Ziyalar’ın anıları her ne kadar edebi bir üslup taşısa da adli davranış alanının ülkemizdeki pratiğini gözlemleyebilmek adına akademik açıdan da önem arz etmektedir. Hocamızın eşsiz anısını bir kez daha saygıyla yâd ediyoruz.

Katkıda bulunan tüm yazarlara teşekkür eder, konuyla ilgilenen herkese faydalı okumalar dileriz.

Sevgi ve saygılarımızla…

Ruhumu kabzettin, geri istiyorum

25 yaşında bir erkek hastamızı Cerrahpaşa Hastanesi Psikiyatri Kliniğinde uzun bir süre yatırarak tedavi etmiş ve düzeldiğini görerek taburcu etmiştik. Aradan bir süre geçtikten sonra bu hastamızdan bir mektup aldım. Bana: “Doktor bey, sen beni taburcu edip evime gönderdin ama hastanede kabzetmiş olduğun ruhumu geri vermeyi unuttun. İlk fırsatta göndermeni bekler, ellerinden öperim,” diyordu.

Bu birinci mektuba hiç geciktirmeden bir cevap yazdım:

“Kardeşim Ali, kimse kimsenin ruhunu kabzedemez, sen hastalığın sebebi ile böyle hatalı düşünüyorsun, mektubun içine bir reçete koydum, bu ilaçları kullanırsan rahat edersin ve düşüncelerin de düzelir, hoşça kal.”

Aradan kısa bir süre geçtikten sonra ikinci mektup geldi:

“Doktor bey.” Mektuptaki hitap şekli resmileşmişti, “Sana kabzettiğin ruhumu gönder dedim. O kadar. Sabrım azaldı.”

Cevap yazdım: “Kardeşim Ali, ilaçlarını kullanmadığın anlaşılıyor, herkesin ruhu kendisine aittir, Tanrı ruhla bedeni bir arada yaratmıştır, onu Tanrı’dan başka kimse ayıramaz, ben böyle bir şey yapamam, müsterih ol.”

Mektuplar gelmeye, üslup ağırlaşmaya devam ediyor:

“Doktor bey, sabrımı taşırıyorsun, ruhumu sende bırakamam, yerim uzak olmasa gelirim.”

Bu mektuba cevabım da diğerleri gibi oldu. Ali’yi sakinleştirmeye çalışıyor ve bunun hatalı bir düşünce olduğunu, düzeleceğini, bu ruh kabzetme meselesine kafasını takmamasını anlatıyor ve ondan iyi haberler beklediğimi yazıyorum.

Bu mektubumdan sonra Ali’nin mektuplarında endişe verir bir sertleşme dikkatimi çekiyor. Son altı mektupta ciddi tehditler var.

“Doktor bey, kafamı kızdırıyorsun, oraya gelir zorla alırım, senin de çok canın yanar.”

Nihayet onuncu mektup bardağı taşırıyor.

“Doktor bey, silah aldım Kars’tan otobüse bindim, Erzurum’a geldim. param bitti, gelemedim. En kısa zamanda gerekli parayı bulup geleceğim. Haberin ola, ben ruhumu almadan yaşayamam.”

Canım sıkıldı, birincisi hastama faydalı olamamış, onun kafasındaki bu parazit düşünceyi sökememiştim. İkincisi ise ciddi bir tehdit ve tehlike karşısında idim. Sabah viziti sırasında bir hastam rahmetli İhsan Şükrü Hocanın kafasına etajerin mermerini indirmek üzereyken nasıl fırlayıp kaptığımı, akıl hastası olan İsveç Kralının deniz kenarındaki saray bahçesinde doktoru ile sabah gezintisi yaparken, “Doktor biraz da suda gezelim,” diyerek zavallı doktoru nasıl denizde boğup öldürdüğünü hatırladım.

Nerden baksanız işler kötüye gidiyordu. Hastamı ikna edemiyor, bu ruh kabzetme işi ile bir ilgim olmadığını anlatamıyordum. Bana yazmış olduğu on mektuptan Ali’nin çok kararlı olduğunu anlıyordum. Ailesine bir mektupla bildirmek istedim ama bu da bir işe yaramayacak ve Ali’yi büsbütün öfkelendirecekti.

Bir dost toplantısında hekim olmayan bir arkadaşıma bu konuyu açtım ve çözüm bulamadığımı söyledim. Bana:

“Adnan Bey, sen akıl hastası bir insanın mektubuna sanki normal bir insanmış gibi cevap yazıyorsun; sen de onun gibi düşün ve öyle yaz,” dedi.

Çok sevinmiştim, denemeye değer bir fikirdi. Ama bu mektubun nasıl yazılacağını bir türlü kestiremiyordum.

“Evreka,” bu söz Arşimed’in suda cisimlerin neden yüzeyde kaldığını banyo yaparken bulduğu anda söylemiş olduğu bir sözdü. Sonunda ben de cevabı bulmuştum.

“Kardeşim Ali, emanetini gönderiyorum, hoşça kal.”

Son mektubuma cevap geliyor.

“Sayın hocam emaneti aldım, sağlıkla kal.”

Bana çok şey öğrettin Ali.

 

İstanbul, 2002

Prof. Dr. Adnan Ziyalar

Merhum Emekli Öğretim Üyesi

 

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı

Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu  Gözlem İhtisas Dairesi

Bu kaydı paylaş

İstanbul Üniversitesi © 2017 All Rights Reserved